Atatürk Lisesi Mezunları Derneği

Bir Başarı Öyküsü: Özgül Öztürk Aksu İle Söyleşi

22 Nisan 2016

Özgül ÖZTÜRK AKSU, Mimar, 1988 Mezunu

Doğal yapılar, ekolojik mimari, sürdürülebilirlik ve toprak yapılar gibi alanlarda çalışmalar yapan 1988 Mezunumuz Mimar Özgül Öztürk Aksu ile ‘Nimri’de Yeniden Hayat’ adlı projesiyle gelen Dünya Birinciliği üzerine derneğimiz adına 22 Nisan 2016’da bir söyleşi yaptık. Projesinin doğuşu, gelişimi, duyguları ve okulumuz üzerine güzel paylaşımlarda bulunduk.

Mimar Özgül Öztürk Aksu, Fransız Yves Rocher Vakfı tarafından, çevrenin korunması amacıyla faaliyet gösteren kadınları onurlandırmak amacıyla 15 yıldır düzenlenen ‘Terre de Femmes’ – ‘Toprağın Kadınları’ ödülünün “Nimri’de Yeniden Hayat” projesi ile bu seneki sahibi oldu. Türkiye’nin ilk defa katıldığı bu proje yarışmasının ulusal ayağına 26 proje katıldı. Bu projeler arasından sıyrılarak Türkiye Birincisi olduğu an itibariyle okuldaşımız Özgül’ün yolculuğu bir başka rotaya doğru seyir etmeye başladı ve Dünya birinciliği ile son buldu. Tabi bu son birçok olumlu gelişmenin de başlangıcı oldu. Her şeyden önce Özgül’ün yaklaşık 10 yıllık serüveni amacına ulaştı.

Şimdi öyküsünün doğuşunu Özgül’den dinleyelim…

E.D.V. Sevgili Özgül, son birkaç haftadır Dünya birinciliğin oldukça gündemde. Seni televizyon programlarında, gazete ve dergilerde, sosyal paylaşım sitelerinde sıkça görüyoruz ve bu haklı ilgiden okuldaşımız olarak çok memnun oluyoruz. Bize kısaca öykün nasıl başladı bahseder misin?

Ö.Ö.A: Aslında her şey 2006 yılında Babamın memleketi Elazığ İli, Keban İlçesi, Nimri Köyü’nde vefatı ile başladı. Babam son birkaç yılını bir bağ evi yaptırarak burada daha sık geçirir olmuştu. Nimri ile benim tanışmam ise Babamın birinci ölüm yıl dönümü nedeniyle yaptığımız anma ziyareti ile başladı. Köklerimin olduğu bu yere nasıl bir katkı sağlarım düşüncesi o zaman içimde titreşmeye başladı. Dedelerimin köyüyle pasif- atıl bir bağım varken Babamın vefatıyla aktif bir
bağa dönüşmüştü. Peki, bu katkıyı nasıl sağlayabilirdim? Keban Barajı’nın hemen üstünde dağlık bir arazide, etrafı toprak, heykelsi bir dokuya sahip köyde; birkaç tane, taş yapılı, kerpiç sıvalı, ardıç ağaçlı doğal dokulu yapılar gördüm. ‘Yarım ve yıkık dökük yapılar’. İşte tam da bu noktada bir mimar olarak bilgimle yapabileceğim tek şey, ‘doğal yapılar’ üzerine yoğunlaşmaktı.

E.D.V: Peki bu yoğunlaşma nasıl oldu?
Ö.Ö.A: Köyde ev tipi projeler yapmak istiyordum. Yeni ev yapmak ya da evini yenilemek isteyenlere, bu doğal dokuda oluşturulacak projelerle hiçbir şey talep etmeden destek olmak istedim. Yapılarda bir kimlik kaybı oluşmuştu, bunu yeniden nitelikli hale getirmek niyetindeydim ve bu fikrimi köyün websitesinde yazdım. İlk ışık bu yazıyla yandı diyebilirim. Duygusal bir süreçti. 2007’deki ilk ziyaretimden 2009 yılına gelmiştik. Bir süre sonra genç nesiller köy için neler yapabilirsorularını sormaya başladım. İçimde Nimri ile ilgili başlayan titreşimin, kökenleri orası olan gençlerde de başladığını hissettim. İşte o andan itibaren, gençlerle birbirimizi tanımaamacıyla, sinerjimizin de arttığı ‘Kahvaltı Toplantıları’ dediğimiz toplantıları İstanbul’da periyodik olarak yapmaya başladık. Tabi tüm bunlar büyükşehirde yaşayan Nimrililer’in kurduğu dernek üzerinden gitti. Gençlerin daha aktif olmaya çalıştıklarını gördüm. 1950lerde köylülüğün kötülendiği süreçlerde boşalmış, şu an sadece muhtar dâhil kışın 6-7 kişinin yaşadığı köy, yazın genç kesimin de büyük ilgisiyle çeşitli sosyal etkinliklerin düzenlendiği, projelerin hayata geçirildiği bir yer halini aldı.

E.D.V: Bu süreçte mimari olarak hayalin olan toprak yapılar yapma konusunda bir gelişme oldu mu?
Ö.Ö.A: Tam 10 yıl sonra toprak ev yapma hayalim gerçekle buluştu. Aslında tüm bunlara farkında olmadan meslektaşım olan Babam ön ayak olmuştu. Bu arada 2011 yılına geldiğimizde ‘Hep Birlikte Bir’ diye 250 kişinin katılımıyla Nimri’ye bir gezi yaptık. 6000 adet çam filizi diktik. 30 Ağustoslarda ‘Ortak Sofra’ dediğimiz ve gelenekselleştirdiğimiz etkinliklerle dayanışma, kaybolan değerleri gün yüzüne çıkarma projeleri ürettik. Bağış toplayıp bu projelere maddi destekler de sağlamaya çalıştık. Köy yeniden doğmuştu sanki. Permakültür tarımla, şifalı bitkilerle ilgilendik. Hatta köye bir masalcı bile getirdik.

E.D.V: Ve 2015 yılına gelindi… Bundan sonra neler oldu?
Ö.Ö.A: Ekim 2015’te çok yakın bir arkadaşım ‘Toprağın Kadınları’ adlı proje yarışmasını duymuş, bana iletti. İlk etapta çok düşünmezken ısrarlı bir şekilde beni üç defa arayınca neymiş bu diye ilgilendim ve sonuç Dünya Birinciliği oldu. O kadar benle ve Nimri ile örtüştü ki…

Yeşil mimari senelerdir ilgilendiğim bir konu. Ortak çalışma grubu içindeyim, Sürdürülebilirlik üzerine çalışmalar yapıyorum, Ekolojik Mimarım, KAGİDER’de kadın istihdamına yönelik projelerin içindeyim, İTÜ Vakfı’nın Toprak Yapılar Grubu’ndayım. Kısacası şu ana kadar ki bütün çalışmalarım bu proje ile yakından ilgili. Aslında bu yılların bir birikiminin dışavurumuydu.

E.D.V: Bu bilgi birikiminin ve deneyimin dışa vurumu tam da Yves Rocher Vakfı’nın Sürdürülebilirlik ve Doğal yaşamla ilgili olan projesiyle mükemmel bir enerji yakalamış gibi… Aslında sanki seni oraya Nimri’nin enerjisi götürmüş gibi…
Ö.Ö.A: Evet. Toplumun ortak çalışmasını sağlayan enerji dolu bir proje. Bu anlamda 2007 yılından beri derneğimizi daha aktif hale getirip, kadın üyeler de kazandırarak hep birlikte Nimri’de dernek olarak ve benim kişisel çalışmalarımla yaptığımız tam da buydu.

E.D.V: ‘Nimri’ de Yeniden Hayat’ projesi Nimri’ ye yeniden hayat verdiği gibi tüm dünyanın tanımasına da sebep oldu. Tekrar kutlarız. Peki, şimdi tam da burada benim asıl merak ettiğim ve senden öğrenmek isteğim şu. Bu kadar vizyoner ve çalışkan bir yapıya sahip olmanda Beşiktaş Atatürk Lisesi’nde aldığın eğitimin bir rölü var mı?
Ö.Ö.A: Çok ama çok güzel bir soru. Açıkçası bu açıdan hiç bakmamıştım. Ama soruyla birlikte hızlıca düşündüğümde okulumuzun bu gelişimime katkısının olmaması mümkün değil. Örneğin okulumuzun deneme lisesi olması özelliğinden gelen ve diğer okullarda olmayan spesifik dersler aldık. Mesela Ruh Sağlığı. Bizim çocukluğumuzda bazı şeyler ebeveynlerle öyle rahat konuşulamazdı. Oysa biz bunları bu derslerde açıkça öğrendik, ayrıca o zamanlar her okulda olmayan rehber ve psikolojik danışman öğretmenlerimize konuşamadıklarımızı danıştık. Sonra Turizm ve Rehberlik Seçmeli Dersimiz vardı . Bu dersi tamamladıktan sonra sertifika alıp bazı yerlerde rehberlik yapabildiğimizi hatırlıyorum.

E.D.V: Okul Başkanı seçimlerimiz için ne düşünüyorsun?
Ö.Ö.A: Demokrasi ile ilk tanışıklığımız, seçme, seçilme, oy kullanma hakkı ve demokratik kurallar çerçevesinde desteklediğin adayın propaganda çalışmalarında olmak, okul başkanı seçim süreçlerinde yaşadığımız ve öğrendiğimiz değerlerdi. Çok güzel bir uygulamaydı.

E.D.V: Mesela sınıfların arka tarafında önemli günlerde hazırladığımız panolarımız vardı. Yarışma olurdu ve en güzel pano seçilirdi. Bunlar resmen proje bazında uygulamalardı hatırlar mısın? Tema belirle, taslak oluştur, uygula ve yarış.
Ö.Ö.A: Evet şimdi hatırladım bunu da. Ve spor sergi sarayındaki ses yarışmaları, okulu desteklemek için çırpınışlarımız…

E.D.V: Tüm bu sohbetimizden anlıyorum ki okulumuz bize kişiliğimizin gelişmesinde, öz güvenimizin artmasında çok ama çok önemli katkılar sağlamış. Özgülcüğüm; Bize zaman ayırdığın, pozitif enerjin ve samimiyetin için Atatürk Lisesi Mezunları Sanat ve Spor Kulübü Derneği adına sonsuz teşekkürler, başarıların daim olsun…

1988 Mezunumuz Özgül Öztürk Aksu’yu başarısından dolayı kutluyor, bu başarının genç mezunlarımıza örnek olmasını diliyoruz.

Röpotaj: Ebru DİKMEN VAROL

 

Last modified: 10 Aralık 2017

Comments are closed.